Yalnızlık

Lanet bir yerde olduğumuzu söylememe gerek yok sanırım. Çünkü; bunu çok fazla söyledim. Kadın, içeri giriyor. Kızıl saçları solmuş biraz. "Sen yine benim sigaramdan mı içiyorsun?" Kulaklığı çıkartıp yatağa uzanıyorum. Tabi buna yatak denirse. Müziği dışarı veriyorum. Tavanı seyretmeye başlıyorum. Canım yanıyor. Kadın, o müziği son ses de açsan, şarj bitene hatta tüm dünyadaki
elektriği bitirene kadar da dinlesen aynı şeyleri çalacak, diyor. Haklı. Devam ediyor; sesini açacaksın, nakaratta veya canını yakan yerlerde eşlik edeceksin, hatta o kadar çok dinleyeceksin ki, artık o şarkıdan nefret edeceksin. Nefret ettiğin halde dinleyeceksin. Harbiden doğru. Öyle oldu. Saatlerdir aynı şeyi dinliyorum. İsteyerek mi, değil mi bilmiyorum. Bildiğim tek şey artık hissizleştim... Geleceği görebilme yeteneğiniz olsaydı kaç kişinin hayatını kurtarırdınız? Eğer benim böyle bir yeteneğim olsaydı birilerinin acı çekmesini seyrederdim. Hem de en iyi yerden yapardım bunu. Başkasının kaybetmesini seyrederdim. Seyrederdim ve kahkaha atardım. Acımasızca geliyor değil mi? Tıpkı Tanrı gibi. Tek fark benim biraz duygusuz olmam. Biraz mı? Hayır, anlamanızı beklemiyorum. İntiharın cinayet olabilmesi için ne gereklidir, diye soruyor kadın. Bilmiyorum, diyorum. Biraz daha dinlersen bu şarkıyı öğreneceksin, diyor. Zaten bunu söyleyen de öldü, belki daha net dinleme fırsatım olur, diyorum. Bu cinayet değil iyilik olur. Bazen eşitliği sağlamak için eksilmek gerekir. Önce kendinizden, sonra da birbirinizden. Bir şarkı, bir kitap, bir insan.. Açlığı hiç hesaba katmamıştık. Kadını tanıdığım günden beri sadece sigara içiyor. Sanki sigara değil de serumla geziyor. Açlığın sesi duygularımın önüne geçiyor. İnanılmaz bir şey. Sonra bir sessizlik çöküyor içime. Karanlık bile bu kadar kapatamaz geceyi. Açım ve sofradaki tek nimet yalnızlığım. Yalnızlık gerçekten bitmeyen bir şey. İnanın bana...

Yorumlar